1 Ara 2009

Dost’a Hitaben, Dostça Bir Yazıyla…

Yazar: mira | Kategori: Betül KİRTİ [mira], Yazar ve Yazıları

Dost’a Hitaben, Dostça Bir Yazıyla…

Kimi zaman kaçıp gitmelere esir düşmek isteriz. Nedensiz, sebepsiz ve kimsesiz!..
Ya yüreği saklamak herkesten en kuytu köşelere yada alıp başını gitmek bir süreliğine.. Her ne olursa olsun dinlenmek sadece kimsesizliğin deminde..
Velhasıl öylesine bir gidiş işte..
“Ama kalmalara prangalıdır hep gitmeler ve gitmeler hep bir düş/üş olur..”

İşte böylesi anların yaşandığı bir zaman da kalmalara esir düşsem bile, gittiğimi umarak yürüyordum kimsesizliğe. Etrafta ki kalabalığa aldırmadan, yalnız kendimle, yalnız kendime doğru bir gidişle. Her bir adımla geri de kalıyordu kalması gereken ve her yeni adımla beraber yenileniyordu/m bir öncekinden. Nereye olduğunu bilmediğim ve nereye olduğunu önemsemediğim bir gidişle. Yüreğim nereye giderse oraya varacaktı adımlar ve adımların sonu biliyorum ki yüreğime dokunacaktı, ki istiyordum zaten dokunmalıydı..

Bir kaçış belki aradığı ya da sessiz, sakin bir köşe..
Ya da kaybolmak, kendini bulmak istediği bir yerde..
Veya ab-ı hayat sunacak bir damla da hayat bulmak..
Adı her ne ise artık, “Gitmek” adı altında sığınmak işte bir yere..
….

..
Adımların sonu çıkmıştı bir yere ve ilişiverdi gözlerime ve aldım işte elime..
İnceledim öncelikle ve kokusunu çektim içime, sonra sayfalarıyla beraber yüreğimi de açmak istedim beraberinde. Gelişigüzel açtığım bir sayfadan bir kaç satır değdi gözüme, merakla bir diğer sayfaya ve yeni bir sayfaya daha derken okuduğum her satırda içine düşüyordum ve içine düşmekle beraber kendi içime de düşüyordum.
Aranan bulunmuş muydu yoksa? Evet aranan yüreğime dokunmuştu oysa..
Aranan değiyordu işte yüreğime, arananın adı
Dost oluyordu satır aralarında..

“Dost!” hitabı ile başlıyordu her satır başı..
Kime? Neye? Nasıl? olduğundan çok
Dost’a olan özlem dilleniyordu yazarın kaleminden ve dillenmeyi bekleyen yüreğime bir ses oluyordu hitap edilen..

Kimi bir kitabı Dost seçer kendine..
Konuşmak yerine, konuşanı
 Dost seçer yüreğine.
Okudukça, kendi izdüşümü düşer sayfalara, görür ki anlatılan kendisidir aslında. O an yazının kahramanını kendine yakın bulmuştur ve kim bilir belki de yazının kahramanı kendi olmuştur. Okumak kendini sayfalarca;
“Yazarın anlatımında, anlatılanlar arasında kendine de bir yer bulmak, okumak tadında..”

Kimi de bir kağıt ve kalemi Dost edinir kendine..
Yazarın kaleminde yer bulmak yerine, yazının sahibi olup halleşmek ister kendi ile.. Yazının sahibi de, kahramanı da kendisi olsun istemiştir ve yazmak düşmüştür kalemine.. Yazmak kendini satırlarca;
“Yazıcı olup anlatmak, sayfaları dinleyici yapıp, kelimelere yüklemek en ağır duyguları…”

Kimi için ise yalnızlığın kollarıdır Dost olan..
En çok sığınılan bir kaçış yeri, Hiç tereddütsüz hüznün boşaldığı tek yer..
Nedenlerden, sebeplerden uzak kendin olduğun, kendini bulduğun bir yer..
Anlatmak mı? Yalnızlık henüz anlatılamamıştır sadece yaşanmıştır!..
Ve bırakmak kendini böylece,
“Yalnızlığa dahi, yalnızlığın kucak açabileceği bir derinliğe..”

Kimi için ise yüreğe ayine olan bir yürektir Dost diye adlandırılan.
Uzaklığı önemsenmeden yüreğe yakınlığıdır önemli olan..
Görmek kendini onun güzelliğinde, bulmak kendini onun yüreğinde ve huzura dalmak onunla birlikte..
Dostluğu yaşamak düşmüşken yüreğe, yaşarken yeniden can bulmak
Dost yüreğiyle. Ve varmak Dost meclisine;
“Sen-ben kavramlarından uzak bir bütün olabilmekle birlikte..”
….

..
İşte böylesi uzatılabilir bir liste…

Neyi? Kimi? Dost edindiğimizden ziyade, neyi hatırlattığı ve ne kazandırdığıdır Dost’u değerli kılan ve içimizde ki yeridir onu Dost yapan..
Bir
Dostane meclisinde, alıp götürebiliyorsa eğer Sevgilinin diyarına yada alıp Dostluğu bahşedenin dergahına davet edebiliyorsa yüreğimizi ve yüreğinin yakınlığı huzur veriyorsa yüreğimize, dahası Dostlukta aranacak ne kalıyor ki geriye?
“Dost”diye açılan her kapı mana da derinleşip anlam buluyorsa dahası Dostluğu aramak niye?..

Son nokta da almadan satır sonun da yerini,
“O’na olan dostluğumuzun kavi ve O’nun dostluğunu dost edinenlerle dostluğumuzun daim olması duasıyla” Vesselam..

 Dost’a İthaf Olunur..
[Ey Dost, Dost’ça yazılar da buluşmalı/yım Dostluğunla..]

 

Yazar: Betül Kirti / Mira

102 kez okunmus

1 Yorum “Dost’a Hitaben, Dostça Bir Yazıyla…”

  1. mira diyor ki:

    Ey Dost, özlenensin..
    Özlemle aradığımı bulmak adına sığınmak istediğimsin..
    Yoksun, işte yalnızım..
    Yapayalnız, sessiz ve kimsesiz..
    Şikayetçi miyim? Hayır!
    Şikayetim tek sensizliğe! Sen de yoksun, kim anlar ki anlamsızlıklarımı? Kim anlar ki suskunluklarımı? Kim anlar yüreğimin derinliğinde yankılanan çığlıklarımı?
    Yanımda değilsin, ya yanımda olsan anlar mıydın? Beni? Anlatmak istediklerimi?
    Bir çıkış yolu bulur muydun bana?
    Yüreğimi bu denli üşüten ayazı ısıtacak bir yürek olabilir miydi yüreğin?
    Sahi bu kimsesizliğimde sen olsaydın eğer değişirmiydi acılarım? Yada hafifler miydi sancısı?
    Ne sen varsın anlayan beni!
    Ne de diniyor acılarım yalnızlığın kucağında!

    Sen olsan da değişmezdi acılar dost, olsanda değişemezdi..

    Hani acılar yüreği yakandı?..
    Öyleyse benim hissettiğim bu üşümüşlük niye?..

Yorum Yap,Fikrini Paylaş

Yorum yapabilmeniz için giriş yapmış olmalısınız.