1 Şub 2010

Kur’an’ın Güneşi…

Yazar: mira | Kategori: Betül KİRTİ [mira], Yazar ve Yazıları

An’lar vardır Ah’lar dolanır dile, Ah’lar vardır serzenişlerden nasibini alır..

An gelir ki sözler sıralanır dilimize.. Bazen farkına varmayız dökülür her biri.. Yüreğe gam, keder değmişse, lisana da serzenişlerin değmesi yakındır. Eğer ki sürüklenirse yürek serzenişlerin peşine, gideceği yeri bilmez, aynı şekilde varacağı yeri de kestiremez.. Kolay olmasa da her gelene sabretmek, sabretmesini bilmeli her can.
Sabır, nasıl da zor geliyor acı anı vurduğunda, sabır nasıl da cana can oluyor acısı durulduğunda. Sabır, başı da hayır sonu da..

“Hiçbir kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha büyük bir nimet verilmemiştir.” (Buhari)

Farkında olmak verilen nimetin elbet ki kolay kılar verilene sahip çıkabilmeyi..
Böylesi bir nimet verilmişse, elbet ki yaşanılır haldedir, yaşanılır hale getirilebilir. Ama unutmak ya da acı anlarında “ah”lanmaların peşine kapılmak, elden düşürür sabır anahtarını. Bir kapı anahtarı dururken elimizde ve elimizde duran bu anahtar açılacak olan kapının varlığından haber verirken, akıl edemeyiz sabrın ne işe yaradığını ve görmez geçeriz önümüzde açılacak olan kapıları.. Sürüklenmişsek serzenişlerin peşinde ve dökülüyorsa nasibini almış tüm sözcükler, her biri bir ateş misali yakacak içimizi duramıyoruz! Düşersek eğer yolun sonu zarar olacak göremiyoruz! Son’a yaklaşırken, son’a varmadan son kez uyarılıyoruz!

“Ben gerçekten kendine yazık edenlerden oldum” (Enbiya/87)

Son anda tehlikeden kurtulmak için “Dur!” ikazı yapmak için önümüzde duruyor. Göremeyen göze ne yazık! Önünde bir barikat olup, seni kurtarmak istiyor, duramayana ne yazık! Anlıyoruz ki unutulmuş değiliz, anlıyoruz ki halimizi gören var ve anlıyoruz ki ziyana uğrayanlardan olmamamız için bizi koruyan var.
Akıl başa geliyor bu gerçekle, akıl başa getiriliyor gerçeğin görünmesiyle..
Şimdi ise temizlenme zamanı.. Farkına varılmışsa yanlışın, şimdi de arınma yolları bulunmalı. Peki nasıl temizlemeli yüreği? Hangi su ile temizlenir bu kir? Bu kiri gidermek için hangi kuyudan çekilir bu su? Yada nerede, nasıl bulunur?

“O(Kur’an) iman edenler için hidayet ve şifadır” (Fussilet/44)

Bir gerçekle daha yüzleşilir ve bir kez daha akıl başa gelir.
Yenilenmek gerek, açılan yaraları kapatabilmek için, şifa bulmak gerek manevi hastalıklardan kurtulabilmek için. Lisanı vuran her bir söz kim bilir ne derin yaralar açtı yüreğimizde ve her bir söz hangi hastalığımıza sebep oldu.  Her birini iyileştirmeli, her birini şifaya kavuşturmalı, öyleyse varmalı huzura, varmalı O’nun kelamı ile O’nunla konuşmaya..

“Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme!” (Bakara/286)

Anlıyoruz ki kapı kapalı değil, kapıyı kapatmamış kapının Sahibi, anlıyoruz ki kapısına davet ediyor bizi, huzurun da ağırlamak istiyor bizi. Böylesi lütuflar karşısında, layık olamasa da anlıyor insan aciz olduğunu, anlıyor ne denli zelil, ne denli sadakatsiz olduğunu. Pişmanlık vuruyor yüreği, inceden ama derin sızılar kaplıyor benliği. Utanmak! Bin bir utançla dönüyoruz Rahmana.. Yüzümüz bir kez daha kızarıyor. Dua kapılarının açık olduğunu ve duaların kabul edileceğini bildiriyor.
“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad olurlar.”(Bakara/186)
 
Merhametlilerin en merhametlisi, layık olmasa da yürekler merhamet ediyor.. Merhameti her şeyin üstünde duruyor. En karanlıklara daldığımız da hidayeti nasip etti, çıkış yollarının sonun da merhameti ile ağırlardı. Dua da O’ndan, icabette O’ndan. Gönlümüzü duaya meylettirmesi, duanın katında kabul edileceğinin karşılığıdır. Dua kapıları kapanmadan, ellerimiz duaya kapanmadan el açmalı duaya, yüreği açmalı huzura..

“Ya Rab! Pişmanım, utanıyorum, sayısız günahımdan ar ediyorum. Zelilim, istikrarsız yaşamaktan gözyaşı döküyorum. Garibim, kimsesizim, yalnızım, zayıfım, güçsüzüm, sakatım, acizim, iradesizim. El-aman diyorum.. İlahi dergahından yardım diliyorum.”  (Bediüzzaman)

“Allah’ım! Ben nefsime çok zulmettim. Günahları ancak Sen affedersin. Öyle ise beni, şanına layık bir mâğfiretle bağışla, bana merhamet et. Sen affedicisin ve merhamet edicisin .” (Buhari)

Yazar: Betül Kirti / Mira

82 kez okunmus

Etiketler:

2 Yorum “Kur’an’ın Güneşi…”

  1. geceler diyor ki:

    Dualara binlerce Amin olsun… Ömrümüz affedilmiş olarak son bulsun. Seni Yaratan sana bu kadar merhametliyken sen ona karşı nasıl bir kulsun ey nankör geceler…

    Ne kadar günah işlemiş olsak ta. Ne kadar emirlerine uymamış olsak ta. Rabbimiz biz kullarını öyle seviyor ki, son nefes öncesine kadar tevbe kapılarını açık bırakıyor. Peki yazarımızın dediğini, ( Dua kapıları kapanmadan, ellerimiz duaya kapanmadan el açmalı duaya, yüreği açmalı huzura ) yapabilecekmiyiz?… Ya açacağımız günü beklerken kapanıverirse ellerimiz. Ya huzura kapalı bir yürekle çıkmışsak huzura….

    Tefekküre sevk eden bu yazı için ne diyebilirim. Tek kelime, Harikaydı…

    Huzurunda Huzur Bulanlardan olasın inşaAllah…

  2. salim diyor ki:

    ne kadar hakiki ve güzel şeyler, bizimle paylaştığınız için, allah sizden razı olsun güzel kardeşlerim, allah’a emanet olun, esselemu aleyküm verahmetullahi vebereketühü!!!!.

Yorum Yap,Fikrini Paylaş

Yorum yapabilmeniz için giriş yapmış olmalısınız.